Aliço Pehlivan | Edirne İpsala KoyunyeriAliço Köyü |
Aliço Pehlivan
       
  • Hayatı
  • Koca Yusuf ile Güreşi
  • Makarnacı Hüseyin ile Güreşi
  • Adalı Halil ile Düğün Güreşi
  • Efsaneleri
  • Güreş Taktiği
  • Kurallar&Oyunlar
Gaddar Kel Aliço Pehlivan'ın Hayatı


Aliço İlköğretim Okulu

Aliço Pehlivan Köyü

Aliço Heykeli
Bulgaristan'ın Lofça kasabasında doğmuştur. Pomak asıllıdır. Güreşe Deliorman’da başlamıştır.

Güreşe oldukça meraklı olan halası, onu pehlivan yapmak istemiş ve çok iyi bakmıştır. Arkadaşlarıyla devamlı güreş tutar her seferinde kazanmayı bilmiştir. Güreşi kazanmak isteyen arkadaşları iki kişi olup güreşiyor ancak yinede kazanamamışlardır.

O zamanlar Bulgaristan’da, düğünlerde gençler arasında güreşler yapılmakta, Aliço bu güreşlere de katılarak karşısına çıkan rakipleri yenmektedir.

Bulgaristan’dan yurdumuza 93 harbi sonunda başlayan göçlerle, kardeşi Kara İbo ile birlikte gelmiştir.

1864 yılında Kırkpınar’da güreşirken yakın köylüsü ve kendisinden önce Sultan Abdülaziz tarafından saraya alınmış olan Kavasoğlu İbrahim Pehlivanın aracılığı ile saraya girmiştir.

Padişaha bağlılığı ve iyi hizmeti dolayısıyla sarayda şamdancıbaşılığa kadar yükselmiştir. Kavasoğlu’ndan sonra saray başpehlivanı olmuştur.

Güreşi bıraktığı 1894 yılına kadar 27 yıl üst üste Kırkpınar başpehlivanlığını kazanarak bu alanda kırılması güç bir rekorun sahibidir.

Bilhassa elense ve tırpanlarıyla meşhurdur. 190 cm boyunda 120-130 kilo ağırlığında, kolları kalın, göğsü geniş bir pehlivandır.

Aliço, Sultan Abdülaziz’in padişahlıktan indirilişine kadar (30 Mayıs 1876) sarayda kaldı. Sultanın ölümünden sonra saraydan ayrılmıştır.

Yaşlılık günlerini Malkara köyünde bekçilik yaparak geçirmiştir.

56 yaşında iken kendi yetiştirmesi olan Adalı Halil’in meydan okumasını kabul etmiş ve kendisinden 25 yaş küçük olan çırağını, Gelibolu’da bir düğün güreşinde yarım saat içinde yenerek halen ne kadar kuvvetli olduğunu göstermiştir.

Yaşlılık yılları malesef çok kötü geçmiştir. Yaşamının son yıllarında gözlerine perde inmiş ve dünyayı görememeye başlamıştır. O'na yeğeni Kel İbrahim yardımcı olmuştur.

Yakalandığı Tifo hastalığı nedeniyle 1922 yılında Edirne ili İpsala ilçesi Aliçopehlivan Köyünde (Eski adıyla Koyunyeri) vefat etmiştir.

Mezarı bu köydedir. Her yıl Aliço Pehlivan Güreşleri yapılarak Cihan Pehlivanı yaşatılmaktadır.

Yaşadığı evin arsası üzerinde kendi adını taşıyan Aliço Pehlivan İlköğretim Okulu inşa edilmiştir. Okul halen eğitim öğretime devam etmektedir.

Gerek güreş meydanlarında ve gerekse meydan dışı hayatında mertliğin, doğru sözlülüğün, cesaretin ve yiğitliğin bütün özelliklerini taşımış ve göstermiş olmasından dolayı Rumeli’de adeta efsaneleşmiştir.
Gaddar Kel Aliço'nun Son Güreşi


Koca YUSUF

Aliço Heykeli

Koca Yusuf ile Kel Aliço’nun Kırkpınar Başpehlivanlık güreşi.

Aliço'yu Osmanlı ülkesinde tanımayan güreş meraklısı yok sayılır. Saçının azlığından Kel Aliço ve Güreşteki amansız hücumlarından da Gaddar Aliço lakaplarını takmışlardır..

Kendisi Lofçalıydı. Kırkpınar Başpehlivanlığını 26 sene gibi uzun bir müddet kimseye kaptırmamıştır. Bazı seneler Kırkpınar'da kendisine rakip çıkmadığından hiç güreşmeden baş ödülü aldığı olurdu.

Kırkpınar'a 27.defa başpehlivanlığı almaya gelmişti. O senede kendisine rakip çıkacağı sanılmıyordu. Bazı güreş meraklıları o seneler yeni yeni parlamaya başlayan Adalı Halil Pehlivan, Aliço ile oynaş (gösteri) güreşi yapmasını teklif etmişlerdi. Ama Adalı Halil o sene Kırkpınar'a gelmedi. Herkes yine Aliço'nun güreşmeden baş ödülü alacağını anlamıştı.

Kırkpınar'a her boyda güreşmek için ülkenin çeşitli yerlerinden yabancı pehlivanlar gelirdi. Tabi o sene de er meydanında kozlarını paylaşmak isteyen birçok yabancı pehlivan gelmişti. Hele Kırkpınar'a ilk gelenler hemen belli oluyordu.

O zamanki güreş terbiyesine göre kimse tanımadığı bir pehlivana hangi boyda güreşeceğini sormazdı.

Yabancı pehlivanlardan birisi beyaz çehresi, gösterişli pençeleri ve hayli genç oluşu ile dikkatleri üzerinde topluyordu. Başında Trablus Şalı meydanda kıspetinin zembiline yaslanıp, sakin ve umursamaz oturuşu kendisine olan ilgiyi daha da arttırıyor ve herkes onun hangi boyda güreşeceğini tahmine çalışıyordu. Çoğu, onun büyük ortaya çıkacağını tahmin bile etmiyordu. Fakat küçük boy güreşleri bitip büyük orta güreşçileri çıkmaya başladıkları anda onun soyunmadığını gören Kırkpınar meydancısı yabancı pehlivana danışmak mecburiyetinde kalmış ve ona şöyle seslenmişti:

Ağam kusura kalma, yabancı olduğunu bildiğim için söylerim; soyunanlar büyük orta güreşçileridir. Soyunacaksan soyun. Yoksa bundan sonra başaltı güreşleri yapılır. Kırkpınar güreşleri köy güreşlerine benzemez, Bilesinizki sizin köyün baş pehlivanları bile burada büyük orta ödülünü alamazlar. Ama yabancı pehlivan meydancının bu sözlerine sakin tavrını değiştirmeden yaslandığı zembilinden dahi doğrulmadan, büyük ortaya güreşmeyeceğim ağam, diye karşılık vermişti.

Meydancı ilk defa Kırkpınar'a gelen bir pehlivanın hangi cesaretle büyük ortaya soyunmadığını anlamamıştı. Başaltındaki pehlivanlar zamanın en meşhur ve en yaman güreşçileriydiler. Çoğu başpehlivanlığa sırf Aliço yüzünden soyunmamıştı. Büyük orta güreşçilerin sonlarına doğru başaltına güreşecek pehlivanlar da soyunmaya başladılar. Yabancı pehlivan ise yerinden kıprdamamıştı. Artık herkes yabancı pehlivanın başa güreşeceğini anlamıştı.

Anlaşılan bu yabancı Aliço'nun varlığından ve onun şöhretinden bihaber diye aralarında konuşuyorlardı. Bir yabancı pehlivanın baş güreşe çıkacağı Aliço'ya bildirilmişti. Aliço o zamana kadar hiç aldırış etmediği pehlivana şöyle bir baktıktan sonra yanındakine şöyle der:

Ağam dört senedenberi şu Kırkpınar'da esaslı bir güreş atamadık. Hep oynaş güreşi yaptık durduk. Hiç olmazsa bu sene biraz pençeleşeyim. Güreşi bırakacağım, şu son zamanlarda ağzımın tadıyla bir pehlivanlık göstereyim, önümüzdeki sene olmazsa bile iki sene sonra Adalı Halil başpehlivanlık meydanını doldurur.

Aliço bu sözleriyle Adalı'daki güreş kabiliyetini anlatmak istediği kadar yabancı pehlivanı da dikkate almadığını gösteriyordu. Ona göre kendisinden sonra başpehlivan olacak birisi varsa, o da Adalı Halil pehlivandı.

Başaltı güreşleri akşam karanlığına kadar devam ettiğinden baş güreşleri ertesi güne bırakıldı. Zurnalar insanı coşturan başpehlivanlık havalarım çalmağa başlayınca Aliço kalkmış soyunmaya başlamıştı. Yabancı pehlivan da Aliço'nun arkasından zembili elinde soyunmaya gidiyordu. Aliço soyunup meydanda dolaşmaya başlayınca, halk ayağa kalkarak kendisini teşvik edici sözlerle alkışlamağa başladı. Yabancı pehlivan da sırtında gömleği ile meydanda göründü. Serbest hareketleri ve heyecansız görünmesi insanda başpehlivanlığa çok soyunmuş intibaını bırakıyordu.

Aliço artık bakışlarım yabancı pehlivandan kaçırmadan onu çatık bir şe­kilde süzmeğe başlamıştı. ikisi de yağlanıp güreşe hazır duruma geldiklerinde meydanda çıt çıkmaz olmuş, herkes bütün dikkatini cazgıra vermişti. Çünkü tanımadıkları bu yabancı pehlivanın kim olduğunu, nereli olduğunu cazgırdan öğreneceklerdi. Cazgır da halkın bu merakım bildiğinden duadan önceki peh­livanları takdim eden konuşmasında kelimelerin üzerine basarak gür sesiyle şöyle diyordu:

Ağalar, ey ahali baş pehlivanlığa meşhur Ali Pehlivan ile Deliormanlı Yu­suf Pehlivan kapışacaklardır. Cazgır Aliço'ya hitaben:

Ey Aliço, Koca Aliço, Kırkpınarın 26 senelik başpehlivanı Aliço! Huzur güreşlerinde ve şu meydan­da yendiğin nice pehlivanlarla haklı bir şöhret kazandın. Ama bu yüzden kendine çok güvenme. Unutma ki, "ummadığın taş, baş yarar derler." Karşına çıkan Deliormanlı Yusuf'un nasıl bir pehlivan olduğunu az sonra anlayacaksın. Burası er meydanı, yiğitler meydanıdır. Her yiğidin gönlünde bir aslan yatar. Her ana ayrı bir yiğit doğurur.

Sonra Yusufa dönerek: Ey Yusuf Ağa, Aliço'nun saç kalmamış kafasına bakarak geçkin diye düşünme. Ona Gaddar Aliço derler. Aman vermeden güreşir. Oyundan oyuna geçer her an, kolla kendini ona göre davran.

Her ikisi de, halkı selamladıktan sonra peşreve başladılar. Aliço genç bir delikanlı gibi seri peşrev yapıyor ve fırtına gibi dönüyordu. Yusuf'un da koca elleriyle yaptığı peşrevler çok ustaca ve gösterişliydi. Peşrevinden de anlaşılıyordu ki, işinin ehli bir başpehlivandı. Peşrev faslı bittikten sonra Aliço gaddar lakabına yaraşır bir şekilde karşısındakini yıldıran müthiş elenselerini vurarak güreşe girdi.

Aliço'nun o elenselerini yiyip de sarsılmayan pek azdı. Halk Yusuf’un bu elenselerden hiç de sarsılmadığını görerek heyecanlanmış ve zevkli bir güreş seyredeceklerini anlamıştı. Aliço Yusuf'tan çekinmediğini göster­mek istercesine dik güreşiyor ve onun dalmasını bekleyerek elenseleriyle yıldıramadığı bu güreşçiyi Öldürücü boyundurukları ile hırpalayıp, yenmeyi tasar­lıyordu.

Yusuf bunu sezinlemiş gibi bir defa olsun paça kapmak için dalmamıştı. Güreşin başlaması bir saate yaklaşırken Yusuf Aliço'nun elenselerine karşılık vermeye başlamıştı. Koca pençeleriyle öyle bir elense çekiyordu ki Aliço o zaman Yusuf'un ellerindeki kuvveti farketmiş ve karşısındakinin çok kuvvetli bir pehlivan olduğunu anlamıştı. Açık vererek güreştiği halde Yusuf'un da dalmamasına bir mana veremiyordu.

Kendisi saatlerce güreştiği için güreşin uzamasının kendi yaranna olacağını düşünüyordu. Ama iki saate yakın bir zaman geçipte Yusuf'un yorulmadığını sezinleyen Aliço taktiğini değiştirerek şimşek gibi çift paçaya daldı. Yusuf'da çok seri bir dönüşle paçalarını kaptırmadan öne doğru yüzükoyun kapaklandı. Aliço da dizleri üzerinde emekleyerek Yusuf’u kasnağından bastırıp, kalkmasına fırsat vermedi. Yusuf ayağa kalkmak için sağa sola hamle yaptıysa da Aliço'nun pençesinden kurtulamayacağını anlayarak, açık vermemek için mümkün olduğu kadar toplandı. Aliço Yusuf'u altında zaptettikten sonra hemen şark kündesini doldurmaya başladı, İşte o anda, Yusuf'un Aliço'nun elinen kurtularak ileri fırladığını ve korkunç bir nara ile Aliço'yu ayakta karşıladığı görüldü. Herkes Yusuf'un kuvvetine ve güreşin hareketliğine hayran kalmış, ikisini de övücü sözlerle teş­vik ediyordu. Akşam grubuna doğru Yusuf bir daha düşmeden güreşi başabaş sürdürmeye başlamıştı.

Saatler geçmesine rağmen güreşin hızı gittikçe artıyordu. Güreşte kimin galip geleceğini kestirmek çok güçtü. Ama Yusuf'un daha nefesli olduğunu da güreşten anlayanlar sezinlemişti. Aliço'nun yaşlılığı kendisini göstermeye başlamıştı. Akşam karanlığı basarken Aliço güreşteki hamlelerinin istediği hızda olmadığını anlamıştı.
Ama, Aliço gaddar olduğu kadar da mertti. Her şeyin hakkını vermesini bilirdi. Müteessir de değildi. Yusuf'un başpehlivanlığa layık olduğunu anla­mıştı. Artık güreşi rahatça bırakabilirdi. Adalı Halil Pehlivanla Yusuf'un bu meydanı layıkıyla  dolduracaklarından emindi. Bunları düşünerek bu genç pehlivana karşı eskiden güreştiği gibi pek gaddarca güreşmemeğe karar verdi. İçten boğmalarında pek hoyrat davranmıyor, budamaları ve tırpanları daha yumuşak vuruyordu.

Aliço'nun gittikçe daha yavaşladığını gören yaşlı güreşseverler onun ne denli büyük güreşlerini gördüklerinden, onun bu son güreşinde yorulup alta düşmesini istemiyorlardı.

26 sene Kırkpınar başpehlivanlığım kazanmış bir kimsenin şerefine ve şanına layık bir şekilde güreşi terketmesini istiyorlardı. Artık karanlık iyice bastırmıştı. Aliço yaşlı haliyle genç bir delikanlı gibi bütün gün güreşmiş ve oyundan oyuna geçerek güreşin bütün inceliklerim göstermişti. Yusuf’ta ne kadar usta bir pehlivan olduğunu ispat etmişti.
Güreşi bera­ber ayırmak isteyenlere Aliço'nun meydan ortasından şöyle bağırdığı duyuluyordu:

-A be burası Kırkpınar’dır. Er meydanıdır buncağız. Burada yenişene kadar güreş tutulur. Zift fıçıları, çıralar ne güne durur? Tutuşturun oncağızları. Pişmiş güreş yarıda konur mu hiç? Bu kızancağıza yenilmek kaderimde varsa ko verin yensin beni. Hem ben artık bu er meydanından çekileceğim. Aliço’yu yenmek talihini bir daha bu Yusufçağız nerden bulcak?

Bu sözleri duyan Koca Yusuf bir his sağanağına tutulur,gözleri nemlenir.Kel Aliço’nun ellerine kapanır ve büyük ustanın elini öper…Ve şöyle der;

-Ustaların ustası, pehlivanların pehlivanı koç yiğit ağam benim…Gel bırakalım bu güreşi, sözlerinle yendin sen beni. Elimde, ayağımda dermanım kalmadı. Bu söylediklerinden sonra tutamam gayrı ben seni…İstersen sen tut beni, vur sırtımı yere…

Aliço’da duygulanmış ağlamaklı olmuştur…

-Bu meydan bundan sonra senindir. Senin gibi bir pehlivan ortaya çıktıktan sonra gözüm arkada kalmadan ayrılacağım buralardan. Ödül de, pehlivanlıkta senindir. İkisine de güle güle sahip ol…İkisi de sana helal olsun oğul, der ve Koca Yusuf’u galip ilan eder. Artık meydanların tek hakimi vardır.

Koca Yusuf…

Kaynak : Eşref Şefik. Tarihî Türk Güreşçileri Sayfa: 103.

Makarnacı Hüseyin ile Güreşi


Aliço Heykeli

Makarnacı Hüseyin ile Güreşi

...

Kel Aliço, meşhur ve namdar bir pehlivandı. Emsali nadir yetişir. Sultan Aziz, Kel Aliço’yu hiç sevmezdi. Bunun sebepleri vardı. Makarnacının Kel Aliço’yu mağlup etmesini arzu ederdi.

Sultan Aziz, bir gün Seryaver Halil Paşa’yı çağırdı:

Halil, Makarnacıyı, Aliço ile güreştirmek istiyorum ne dersin?

Halil Paşa:

İrade Efendimiz Hazretlerinindir.  

Diye cevap verince:

Ben, sana bu güreşin neticesini ne olur diye soruyorum. Halil buna cevap ver.

Sultan Aziz, Kel Aliço’dan çekiniyordu. Pomaklara yenilmemiş olan Makarnacının Kel Aliço’ya mağlup düşeceğinden korkuyordu. Bu sebeple Halil Paşa’dan fikir almak istiyordu. Hoş, Sultan Aziz, her iki pehlivanın ne ayarda oluğunu biliyordu. Fakat Sultan Aziz, Makarnacıyı mağlup ettiği halde Kel Aliço’ya mağlup olmuştu. Asıl midesini bozan taraf bu idi…

Fakat pehlivanlıktı bu!.. Belli olmazdı. İnsanın mağlup ettiği mağlup olduğuna galip gelebilirdi.

Halil Paşa, Efendisinin heyecanını bildiği için müspet ve menfi cevap vermedi. Yalnız:

Neticenin ne olacağını kestirmek güçtür Efendimiz…
Kel’i , yenemez mi dersin?
Bilinmez Sultan’ım!..
Ben güreştireceğim… Makarnacının O’nu yeneceğini düşünüyorum.
İrade Efendimizindir.

Bunun üzerine Makarnacı ile Kel Aliço’nun güreşeceği belli oldu. Pomaklar tetikteydiler. Aliço, çok çetin bir adamdı ve iyi bir pehlivandı. Pomaklar titriyordu. Fakat umutları da yok değildi. Kavasoğlu Aliço’ya şunları söylemişti:

Aliço, şu Pomakların namusunun kurtar.

Huzur güreşi kuruldu. Makarnacı ile Kel Aliço yer öpüp güreşe başladılar. Güreş kıran kırana idi. İki pehlivan birbirini yiyordu. Kel Aliço, ne kadar gaddarlığı varsa ortaya koymuştu. Padişah huzurunu falan unutmuştu. Makarnacı edep ve nezahatini bozmuyordu. İcap ettikçe mukabelede bulunuyordu.

Aliço, Makarnacıya bir boyunduruk vurdu. Çeke çeke meydan yerini dolaştırmaya başladı. 

Makarnacı, bir türlü boyunduruğu kurtaramıyordu. Zorlu Aliço, hasmını boğup öldürecekti. Kurbanlık koyun gibi çekiştirip sürüyordu ve dizleyerek alta almaya çalışıyordu.

Makarnacı, nihayet boyunduruğu söktü. Bütün bu gaddarlıkları Sultan Aziz lakayit bir gözle seyretti. Halil Paşa’ya:

Halil, şimdi sıra Makarnacıda… Ve yapmalı… Demeye kalmadı.  Makarnacı, Kel Aliço’yu boyunduruğa vurdu. Yüz kırk okkalık gövdesiyle üzerine yüklendi. Ezip sürümeye başladı. Koca gövdeli Aliço, kapana kısılmış tilkiye dönmüştü. Nihayet O’da boyunduruğu kurtardı.

Güreş o derece çetin, o derece gaddarca oluyordu ki, seyretmesi bile güçtü. İki dev cüsse hemen hemen huzurda birbirlerinin canını almaya savaşıyorlar hissini veriyorlardı. Ve böyleydi de… Aliço’nun elinden gelse Makarnacı’nın boğarak canını alırdı.

Makarnacı meşhur dedikleri Aliço’yu, mağlup etmek için canını dişine takmıştı. Ne yapıp yapıp Pomağı yenecekti. Fakat; azılı ve çok sert olan Aliço’yu yenmek hiç de kolay değildi. O’nu hayatında kim yenebilmişti?..

Sultan Aziz’in gözleri hep Makarnacı’nın üzerindeydi. İkide birde Halil Paşa’ya:

Halil! Güreşi nasıl görüyorsun?

Halil Paşa!..

Makarnacı iyi çalışıyor Sultan’ım!

Evet… Tam mukabelesini veriyor…

………………………….

Boyunduruklar yaman değil mi?

Evet Sultan’ım!...

Ah!..  Makarnacı, şu herifi bir yense!..

İki pehlivan alt alta üst üste tam üç buçuk saat birbirlerini yediler. Güreşin dördüncü saatlerine doğru elenseler ve tırpanlar başladı.

Aliço, tam Pomakvari budayarak elense ve tırpan vuruyordu. Makarnacı da mukabelede kusur etmiyordu. Güreş, şimdi de elense ve tırpanlara dökülmüştü. Her elense, tırpan vurdukça hamam tokmağı gibi ses çıkıyordu.

Makarnacı çok sağlam ve dayanıklı bir adamdı. Aliço’nun elenselerine, tırpanlarına metelik vermezdi. O’nun da tırpan ve elenseleri yenir yutulur şeylerden değildi. O da hasmını hırpalıyordu.

Çok geçmeden iki pehlivanın enseleri baldırları çürük içinde kaldı.Bir aralık Makarnacı, Kel Aliço’ya sıkı bir el ile sıkı iç tırpanı vurdu.

Kel Aliço, tırpan ve elenseyi yer yemez sırtüstü düştü. Açıldı. Aliço, açık düşüp mağlup olmuştu. Bunu gören Makarnacı derhal galibiyet temennasını bastı. Yer öpüp durdu.

Kel Aliço, olduğu yerden kalkarak Makaranacı’nın üzerine hücum etti. Yenilmemiş gibi hareket etti. Bunun üzerine Sultan Aziz bağırdı:

Durun!..

Kel Aliço durmuyordu. Halil Paşa meydana yürüdü. Pehlivanları ayırdı. Kel Aliço daha hasmını tutmaya çalışıyordu. Sultan Aziz, Kavasoğlunu çağırdı. Kara İbo da oradaydı. Sordu:

İbrahim nasıl oldu?

Sultan Aziz güreşi iyi bilirdi. Aliço, açık düşüp yenilmişti. Saklayamazdı. O vakit tam Pomaklık taraftarlığını üzerine koymuş olacaktı. Hemen kendini topladı ve:

Oldu Efendimiz!

Oldu ya!.. Söyle Aliço’ya!..

Kavasoğlu meydana yürüdü. Aliço’ya:

Pehlivan, oldu!

Deyince, Aliço:

Ne oldu be?

Diye sordu. Sultan Aziz, meydanı terk edip gitmişti. Aliço’yu zorla meydandan aldılar.

Fakat bundan sonra Kel Aliço, saraydan sürgün oldu. Sultan Aziz, Aliço’yu, saraydan çıkarmıştı.

İşte Makarnacı Hüseyin, böyle yiğit bir pehlivandı. Hiç kimsenin yenemediği Aliço’yu bir iç tırpanıyla mağlup etmişti…

M.Sami KARAYEL
Arnavut köy
02.01.1943

Adalı Halil ile Düğün Güreşi


Adalı Halil

Adalı Halil ile Gelibolu'da Güreşi.

Adalı Halil’in, Kel Aliço ile bir değil üç güreşi vardır. Bu güreşlerden ikisi Kırkpınar’da; biri Gelibolu’dadır.

Adalı Halil başpehlivanlar sırasında girdiği zaman O da her yeni yetişen pehlivan gibi Kırkpınar’ın yirmi yedi senelik kahramanı Kel Aliço’yu karşısında buldu.

Adalı’nın Kel Aliço ile Kırkpınar’da yaptığı güreşlerin safahatını bilmiyoruz. Fakat ilk güreşleri beş buçuk saat sürmüş. Kel Aliço, o vakitler 50–51 yaşlarındaymış.

Edirne ağaları Kel Aliço’ya kızgınmışlar. Adalı’larını ileri sürmüşler. Fakat bazı ağalar Adalı’yı Kel Aliço’nun karşısına çıkarmak istemiyorlarmış. Onlar:

Daha zamanı değil… Ezer Adalı’yı. Güreşini körleştirir…

İddiasındaymışlar. Fakat diğer ağalar ise ihtiyar kurdun pehlivanları ezemeyeceği iddiasında bulunuyorlarmış.

Kel Aliço 50 – 51 yaşlarında dahi kuvvetli ve dinçmiş. Fevkalade usta olan bu pehlivan senelerden beri pehlivanları yıldırdığı cihetle ağızdan ağza büyük bir korku izi bırakmış ortada. Adalı Halil, diri ve kemikli bir pehlivan olduğundan, Kel Aliço’ya pekâlâ karşı koyabilecek mevkideymiş. Ancak ağaların düşünceleri doğru değildi. Nihayet bin bir münakaşadan sonra meydanda tek kalan Kel Aliço’yu salıvermişler…

Kel Aliço, beş buçuk saat küçük hasmını altına alıp ezdiği halde bir türlü yenememiş. Güreş gece olduğundan berabere ayrılmış.

Güreşi izleyenler şöyle söylüyor.

Aliço, galip güreşti. Fakat Adalı mükemmel dayandı. Aliço, Adalıyı ezemedi.

Adalı’nın ikinci güreşi yine Kırkpınar’dadır. Bu güreş altı saat sürmüş. Kel Aliço, Adalı Halil için şunları söylemiştir:

Benden sonra bu meydana Adalı Halil sahip olacaktır.

Kel Aliço’nun Adalı’ya ne vakit ustalık ettiği ve başpehlivan olduktan sonra mı usta olduğu bilinemiyor. Ancak Adalı’nın ustası Kel Aliço olduğu herkes tarafından bilinir.

Adalı’nın bu sıralarında Koca Yusuf türemiştir. O da Kırkpınar’a gelerek Kel Aliço’ya meydan okumuştur. Koca Yusuf’un Aliço ile olan güreşler Adalı ayarında kalmış. Bazıları derki, Koca Yusuf, Aliço’ya karşı daha ziyade dayanmış, Adalı kadar hırpalanmamış.

Yani Aliço, Koca Yusuf,u üst üste bastırıp altına alalamış. Hatta bir iki defa Yusuf Aliço’yu altına almış. Asıl safahatı malum olan Adalı Halil ile Kel Aliço’nun Gelibolu güreşidir.

Aliço, bu Gelibolu güreşinde 54 – 55 yaşlarında varmış. O vakitler Aliço, Edirne’nin Keşan ya da Malkara’ya bağlı İpsala köyünde oturuyormuş. İhtiyar Aliço, köyün bekçisiymiş. Son zamanlarında çok fakir kalmış. Bir çift öküzünden başka hiçbir şeyi yokmuş. Bir de karısı…

Aliço hastalanmış, bitap düşmüş, tanınmaz hale gelmiş. O derece ki, görenler ve önceden tanıyanlar Aliço’yu tanıyamaz olmuşlar. Hatta köylü ağaları alay olsun diye:

Usta! Artık güreş seni bıraktı. Sen onu bırakmadın ama… O seni bıraktı.

Diyerek alay ederlermiş. Kel Aliço da

A be! Bırakmaz o beni. Mezara kadar bizim onunla pazarlığımız.

Der geçermiş. Halbuki Aliço artık güreşecek çağda olmadığı gibi hastalıktan da bitmiş bulunuyordu.

Adalı Halil çok inatçı bir adamdır. Bütün hasımlarını adım adım takip eder, intikamını almak için uğraşırdı. Sonra, o vakitler Kel Aliço’yu kim yenerse Türk İmparatorluğu başpehlivanı olacaktı. Bu hırs ve sebeplerle Adalı Halil, esasen Edirneli olduğundan gelenlerden ve gidenlerden Kel Aliço’nun bozulduğunu, güreşemeyecek hale geldiğini haber aldı.

Adalı’ya haber verenler:

Tam şimdi sırası. Aliço çok bozuldu. Bakamıyor kendine. Güreş iste.

Diye teşvik ediyorlardı. Adalı Halil kispetini omzuna alıp İpsala Köyüne dayandı. Kahveye girdi ve Aliço’yu sordu. O’nu tanıyanlar Aliço ile güreşmek için geldiklerini tahmin etmişlerdi. Köylüler şaşırmıştı. Aliço'ya haber yolladılar. Biraz sonra O’da kahveye geldi.  Adalı Halil, Aliço’yu tanımamıştı. Daha merhaba demeden, Aliço seslendi.

Ne var Adalı! Güreşe mi geldin.

Evet.

Pekala hazırım. İstersen bir buçuk ay sonra Gelibolu’da güreş var, orada yaparız. Ben de oraya gelirim. Kozumuzu paylaşırız, dedi.

Adalı Halil Aliço’nun bu teklifini kabul etti. Çünkü o gördü ki, Aliço değil bu. Bir buçuk ay, bir buçuk asır geçse bile doğrulamazdı. O’nu büyük bir güreşte herkesin huzurunda yenmek ve Türk İmparatorluğu Başpehlivanlığını almak daha önemliydi.

Adalı Halil bir gece misafir kalıp döndü. Aliço’nun köylüleri:

Usta! Bundan sonra güreş senin neyine. Çekil artık meydandan. Bırak meydanı bu çocuklara. Dedikleri zamanda:

A be! Ben ölmedim daha. Ne vakit ölürsem o vakit kalır meydan onlara.

Diye söylemiştir. Ağalar:

Pehlivan yaşın aldı yürüdü. Sonra bozuksun. Doğrulmana imkan yok. Yener bu delikanlılar seni. O vakit ölünceye kadar dert kalır içinde.

Dediler. Aliço, kısa cevap vermişti:

Onlar yenemezler beni!

Aliço eve döndü. Karısı sordu.

Adalı herifi gelmiş. Muhakkak senin bozuk olduğunu haber almıştır. Onun için gelmiştir. Ne cevap verdin?


Bir buçuk ay sonra Gelibolu’daki düğün güreşinde tutuşuruz dedim.

Peki, ama neyle besleyeceksin kendini?

Kolay. Şu bizim çift öküzden genç olan Karagözü keseriz, iki yüz okka eder o. Ben onu yer beslenirim ve toparlarım kendimi.

Eee! Çifti nasıl süreceğiz? Harmanı nasıl yapacağız?

Kolay beni koşarsın yerine. Hem de idman olur benim için.

Karı koca kararı verdiler. Karagözü kestiler. Kel Aliço yemeğe idman yapmaya başladı. Gün geçtikçe dolmaya, gerilmeye, gelişmeye başladı. Köylüler de börek, tatlı, kaymak ve yoğurt ile besliyorlardı. Aliço tavlandıkça tavlandı.

Adalı Halil önüne gelene:

Aliço Gelibolu’ya gelecekmiş. Tutacağım onu orada ve kozumu paylaşacağım, diye atıp tutuyordu. Adalı Aliço’nun doğrulacağına imkan vermemişti ve vermiyordu.

Günler geçti fakat Aliço eskisinden daha belalı, eskisinden daha tanınmayacak hale geldi. Boynu bir taraftan bir tarafa dönmüyordu. Kalınlaştıkça kalınlaşmıştı. Hele bir buçuk ay sonra korkunç bir hale gelmişti.

Nihayet köylüleriyle davul zurna çalarak Gelibolu’ya gittiler. Herkes Aliço’yu bozulmuş biliyordu. Öyle haber almışlardı. Fakat Pehlivanı görünce hayrete düştüler. O’na soruyorlardı:

Usta! Maşallah eskisinden daha iyisin…

A be! İki yüz okkalık Karagöz yatıyor midem de be!


Adalı Halil ortada yoktu. Nihayet güreş günü akşamı geldi. Pehlivanların oturduğu kahvenin önünde yaylı araba ile yanaştı. Aliço arkası arabaya dönük, ayak ayaküstüne atmış oturuyordu. Adalı arabadan inmeden arakası dönük iri yarı bir adam görmüştü. Bu pehlivanın kim olabileceğini düşünüyordu. Her halde kendisine gelmiş rakibiydi. Aklından Aliço’nun olabileceği geçmiyordu bile. Nasıl geçirebilir di ki. Kurumuş, bozulmuş bir Aliço bir buçuk ayda bu hale gelebilir miydi?

Arabadan indi, kahve meydanına doğru yürüdü. Selam verdi. Bir adım daha attı, oturacağı zaman dönüp baktı. Karşısında Kel Aliço’yu ense kulak yerinde görünce şaşırdı. Rengi sarardı.

Adalı Halil oturdu. Kel Aliço:

Hoş geldin Adalı be! A be! Geldik işte! Sözümüzde durduk kızan be!

Diye söylendi. Adalı Halil şaşırdı. Sessiz bir eda ile mukabele etti:

Hoş geldin usta!

A be! Güzel bir güreş atacağız be!

…….

Adalı susuyordu. Aliço’nun bahsettiği Karagözü kendisi zannediyordu. Oysa o yediği öküzden bahsediyordu.

Aliço çok aksi ve patavatsız, eli bıçaklı hoyrat bir pehlivandı. Adalı ile bunlar alay ettiği halde o hiç ses çıkarmıyordu. Adalı’ya:

-A be Adalı be! Biz ölmedik kızan be! Daha miras bırakmadık be! A be! Nasıl bozuk muyum be?

Adalı cevap vermedi. Biraz sonra bırakıp gitti. Afallamıştı Adalı. Aliço’nun ne hain ve gaddar olduğunu bilirdi. Herhalde güreş çok acı ve çetin olacaktı. Bu belalı adama nasıl karşı koyacağını düşünmeye başladı.

Adalı önüne gelene:

eskisinden daha iyileşmiş. Nasıl olmuş bu be?

Diyordu. İyi yapıya ne olur? İlikleri dolu adam her zaman toplar kendini. Adalı’nın işi yamandı.

Güreş kuruldu. Adalı, Aliço ve bazı başpehlivanlar meydana çıktı. Aliço davul zurnaları susturdu. O, on binlerce kişiye seslendi:

A be! Ben Adalı ile bir çift güreş yapacağım. Onun için geldim buraya.

İki pehlivan birbirine girdi. Adalı Halil o kadar gayretiyle çarpışmışsa da neticede Aliço karşısında mağlup oldu.

İşin tuhafı başa bir kara öküz, para ve elbiselik vardı. Aliço, kara öküzünü kazanmıştı. Adalı’yı yendi. Ayağıyla göğsüne bastığı zaman bağırdı:

Aldın mı öküzü Adalı?

Aliço öküzü sürüp köyüne geldi.

Şurası muhakkaktır ki Aliço, Aliço’dur. Ne Koca Yusuf ne de Adalı onunla ayar olamazlar. Adalı’yı kendi zamanındaki pehlivanlarla kıyaslamak daha doğrudur.

Diyeceksiniz ki, Aliço yüz yirmi beş okkalık adamdır. Adalı da o kadar ve aynı okkadadır. Aliço’nun çapı büsbütün başkadır.   

Sultan Abdülaziz'in Huzurunda
Aultan Abdülaziz

Aliço Pehlivan

Manda

Osmanlı padişahı, güreş ve koç dövüşü müptelası Sultan Abdülaziz’in güreşini seyretmekten haz aldığı devrinin en büyük güreşçisini huzuruna çağırır.

Kandilli temaşalar, seramoniler filan, falan…Evvela güreşçiler kendi aralarında güreş tutarlar. Sonra mükellef bir sofrada yemek faslına geçilir.

Abdülaziz, Kel Aliço’ya sorar;

-Pehlivan duydum ki sıkı yer, içermişsin. Şimdi önüne bir bütün kızarmış kuzu, bir testide ayran getirilse bunları bir oturuşta tek başına bitirebilir misin?

Kel Aliço bir lahza düşünmüş ve;

-Hünkarım bana birazcık müsaade buyurma lütfunda bulunur musunuz? der ve sofradan bir müddet ayrı kalmak için izin ister. Hünkar’da bu izni verir elbet..

Bir müddet sonra Kel Aliço sofraya geri döner.

-Teklifinizi düşündüm Hünkarım, biraz evvel saydıklarınızı yerim, der.

Padişah emir verir, sofraya kocaman bir kuzu çevirme bir testide ayran konur. Kel Aliço Allah ne verdiyse yanaşır yiyeceklere, silip süpürür sinileri, tepsileri.. Herkes dili bir karış açık hayretler içinde….

Padişah;

-Bre koç yiğit sözünün eriymişsin, dedikleri kadar varmışsın, der ve ödüllendirir pehlivanı…Ve sormayı da ihmal etmez Padişah;

-Pehlivan merak ettim, biraz önce sen neden sofradan kalkıp dışarı çıktın?

Kel Aliço;

-Hünkarım,sarayınızın mutfağına gittim.

Padişah;

-Niye?

Kel Aliço;

-Hünkarım size mahcup olmak istemedim. Önce mutfakta bir koyunu bitirip-bitiremeyeceğimi deneyerek tecrübe etmek istedim. Sofraya huzurunuza gönül rahatlığı ile öyle geldim.

Padişah Kel Aliço’ya hayretler içinde baka kalır. Padişah’ta kendisini iyi yer, içerlerden zannedermiş anlaşılan.

Padişahla dahi güreşe tutuşmuş. Kündeye getirdiği Padişah’ı hürmeten yere çalmamıştır.

Kel Aliço’nun gençlik yıllarında mandalarla da güreş tuttuğu rivayet edilir. Köyün mandaları akşam meradan köye dönerken, Kel Aliço’yu her gördüklerinde yollarını değiştirirlermiş. Güreş esnasında çok mandanın boynuzu kalmış elinde.

Kavasoğlu, Kel Aliço’nun ustası, Kel Aliço’da Edirneli Adalı Halil’in ustasıdır. (Üçüde Pomaktır.)

Kel Aliço ilerleyen yaşında,er meydanını Koca Yusuf’a bırakmıştır.

Bir Efsane

Güreş öncesi yapılan kura çekimlerinde, rakiplerinin Kel Aliço ile eşleşmemesi için dua etmesi, güreşlere hazırlanmak için bir hayvan kesip yemesi ve hayvanin yerine kendini arabaya koşarak kuvvetlenmesi, ağaçları kökünden oynatması ve en korkutucusu, bir güreş esnasında, rakibin kispetini tutmaya çalışırken yanlışlıkla bağırsaklarını dışarıya çıkarması rivayet edilir.

Güreş Taktiği
Aliço Pehlivan

Bir Kel Aliço taktiği...

Aliço, mükemmel bir “oyun ustası” imiş!.. Rakiplerini “cüssesi”yle değil, “oyun”larıyla yenermiş!..

Yine rivayetlere göre; en önde gelen oyunlarından biri, “kemane” imiş!.. Hatta, bu oyunu biraz da “gaddarca” uyguladığı rivayet edilir!..

Bu yüzden de; nâm-ı, “Gaddar Aliço” imiş!..

Diyelim ki, yeni bir rakiple karşılaştı. Rakip, güçlü mü güçlü, boylu mu boylu.

Yani, ileride, kendisine ciddi bir rakip olabilecek cinsten. Kendisi ise, bu genç başpehlivanın yanında yaşlı sayılır. Birkaç yıl sonra, Kel Aliço da kimmiş! deyip, hava atmaya başlayabilir.

İşte böyle genç rakiplerle güreşlerinde, onları herhangi bir oyunla altına alır, “paça-kasnak” atar ve başlarmış sırtında “kemane” çekmeye!..

Tabiî, o zamanki güreşlerde, bugün olduğu gibi süre kısıtlaması filan yok.

Genç pehlivan, “Kel Aliço'nun kemaneleri”ne bakar; “Şu hâle bak” dermiş, “Koca Aliço beni yenemeyeceğini anlayınca, vakit doldurmaya çalışıyor!”

Dolayısıyla, paça-kasnaktan kurtulmayı hiç denemezmiş bile. Bırak biraz oyalansın diye düşünür, öylece beklermiş.

Çünkü efendim, Kel Aliço'nun kemaneleri, bir masaj gibi gelirmiş.

Uzatmayalım... Alttaki pehlivana masaj gibi gelen bu kemaneler, bazen saatler sürermiş. Aliço; bir aşağı, bir yukarı, habire sırtını sıvazlarmış rakibinin.

Sonra ne mi olurmuş.

Kemane faslı sona erip işlem tamam olduğunda, Kel Aliço paça-kasnakı boşaltır, kündeye geçermiş. Olacak iş değilmiş ama; O iri cüsseli genç pehlivan, bir patates çuvalı gibi devrilir ve yerden de güçlükle kalkarmış.

Hatta, güreş hayatı o çayırda sona erer, bir daha güreş tutamaz hâle gelirmiş.

Çünkü efendim;

Aliço'nun sırt sıvazla gibi çektiği kemanelerin, alttaki pehlivanın iliklerini boşalttığı rivayet edilir. İlikler boşalınca da; rakipte ne güreşecek güç kalırmış, ne de takat.

Bırakın güreş tutmayı, cüssesini taşıyacak gücü bile olmazmış.

Sizin anlayacağınız; Kel Aliço, hayli gaddar ve insafsızmış.

Ama, şu da var: “Cüsselerine güvenen rakipleri de; sırt sıvazlamalarının bir masaj olduğunu zannedecek kadar acemi ve toymuş.

Bir Kel Aliço taktiği... Seversen Kemane’yi, yersin naneyi!
Hasan Karakaya
Makaleden alıntı.

Güreş Kuralları ve Oyunlar

Kurallar

Güreş başlayacağı zaman cazgır pehlivanları eşleştirir. Yağlı güreşte altı tür yenilme vardır:

1. Çivi yukarı:
Rakibinizin ayaklarından yakalar, tepe üstü diker, sonra sırtını yere getirirsiniz.

2. Açık düşerek:
Kendi hatası yada bir hamleyle rakibiniz kıç üstü düşer ancak sırtı yere gelmemiştir, ama göbeği meydana çıkacak kadar arka üzeri veya yan düşmüştür. Bu durumda yenik sayılır.

3. Kısbeti ayağından çıkarak

4. Sırt üstü:
Rakibinizi yerde çevirerek veya ayakta düşürerek sırtını yere getirebilirsiniz.

5. Kısbetı yırtılarak

6. Kucaklanıp kaldırılarak ve üç adım yürüyerek:
Rakibinizi kucaklar, ayaklarını yerden keser ve en az üç adim yürürseniz rakibiniz yenilmiş olur. Yağlı güreşte yenilenin sırtı yerde şu kadar zaman kalacaktır diye bir kural yoktur.

OYUNLAR

PEŞREV
Güreşe hazırlık, güreşin başlangıcı demektir. Muntazam bir şekilde eller birbirine çarparken, pehlivan da sıçrar ve eller ayaklara vurur. Sonra da ön tarafa (genellikle Kıbleye karşı) dönerek diz çöker gibi olur ve seyircilere temenna ederek selamlarlar, bundan sonra da karşılaşırlar.

ELENSE
Sağ kol çok gerginken bu kol rakibin boynunun köküne dayanır. Başparmak rakibin gırtlağı üzerinde, dört parmak ta ensesindedir. Sol kol sarkık durur veya sallanır. Aynı duruş rakipte de vardır. Bizim yağlı güreşlerde elense ölümdür. Bütün büyük pehlivanlarımız müthiş elense çekerlerdi. O kadar ki, rakip ya yüzüstü kapaklanır, yada o hızla birkaç adım yürüyerek yere yuvarlanırdı.

TIRPAN
İç tırpan ve dış tırpan diye ikiye ayrılır. Sağ veya sol ayağın iç tarafı ile rakibin baldırına veya ayak bileğine yapılan çarpma devrilmesine yada sendelemesine sebep olur.

BOYUNDURUK
Rakibin başını koltuğun altına alıp kolu boynuna dolamaktır. En çok kullanıldığı zaman, paçalara dalındığı zamandır.

KÜNDE    
Rakip alttadır. Elin biri önden, diğeri arkadan geçirilip kilitlenir. Buna künde denir. Kündenin çeşitleri vardır: Oturarak künde-yer kündesi: Rakibe sarmayı takıp; bir eli rakibin kasığı önüne getirip, diğer eli de bacaklar arasından geçirerek kilitledikten sonra sarmayı çözerek, beline yüklenir ve kendinize doğru çevirirsiniz. Bu kündeyi bozmak için de kündelemek için sarma çözüldüğü zaman rakip, sarmadan kurtulmuş olan kalçası üzerine döner. Şak Künde: Bir elinizi, rakibinizin arkadan bacakları arasından sokar, ön taraftan kasnağı yakalarsınız. Bir elinizle de rakibin ya ensesine basarak havalandırır yada dış kasnaktan yakalayarak çevirirsiniz. Bel Kündesi: Hem yer.de hem ayakta olur. Yerde otururken, rakip önünüzdedir. Onun kolları altından kollarınızı sokar, göbeğinde kilitler ve sonra da yüklenirsiniz. Bu sırada belinden aşağısını da kaldırarak sırtını yere getirirsiniz.

KAZIK    
Ellerinizin birini rakibinizin kısbetinin içine sokmak demektir. El arkadan girerse dış kazık, ön taraftan girerse İÇ kazık adını alır. Ayakta da yerde de kazık atılır.
Ayakta İç Kazık ve Paça:
Rakibinizle karşı karşıyasınız. Eliniz ensededir. Bir elinizi de kasnağa atar, kendinize doğru çekersiniz. İşte o sırada kasnaktaki eliniz biraz daha içeri girer ve birden ensedeki elinizi paçaya indirerek yakalarsınız. Bu iç kazıkla paçadır. Rakibiniz yere serilmiştir.
Ayakta Dış Kazık: Rakibinize arkadan sarıldınız. Hangi eliniz müsaitse hemen kasnaktan içeri sokar, öteki elinizle de paçaya yapışırsınız. Buna da diş kazık denir.

KEMANEDE SARMA    
Rakibinizi yerden biraz kaldırır, sağa veya sola doğru eğerken, eğdiğiniz taraftaki ayağınızla da sarmayı takarsınız.

KEMANEDE DIŞ KAZIK
Kemaneye düştüğünüz zaman kemaneyi sökmek ve sağ veya sol kolunuzu da diş kasnağa takmaktır.

ÇAPRAZ    
Ayakta rakibinizle karşı karşıya iken ellerinizi onun koltuk altından sokup arkasından kilitlersiniz. Bu göğüs çaprazıdır. Buna "çift çapraz" da derler. Eğer bir kol ile sarılmışsanız bu da tek çaprazdır. Bu durumdayken, olanca kuvvetinizle rakibinizi geriye doğru sürersiniz. Buna "çaprazda sürmek" derler. Böyle sürerken eğer ayaklarınızdan birisiyle rakibin ayağına basar veya onun topuklarından birinin ar-kasına takarsanız ona "çengellemek" derler.

DALMA   
Rakibinizle karşı karşıya iken rakip birden sizin ayaklarınıza doğru iner. Ya paçayı kapar ya topuğu. Bazen bunlardan yalnız birisi kapılırsa tek paça, tek topuk; eğer ikisi birden kapılırsa çift paça, çift topuk adını alır. Dalmanın karşılığı üç çeşittir: Birisi boyunduruktur. Boyundurukta ya yükseltir yada üzerine yatarak bastırırsınız. İkincisi, ellerle dalanın başına basarak geri sıçramaktır. Üçüncüsü de, sanki çapraza girecekmiş gibi ellerinizi koltukların altına sokup geriye doğru itmektir.

KÖSTEK   
Yerde yada ayakta iki elinizle rakibin bir veya iki ayağını birden sımsıkı yakalamaya köstek derler. Birden kendinizi diz üstü atar, rakibinizin ayağına sarılırsınız. Bu oyuna da, dalarak köstek vurmak adı verilir.

SARMA   
Ayağınızı altınızdaki rakibinizin ayağının iç tarafına sokup dolamaktır. Sarma takılan taraftaki kola dayanır, öteki el ile de sarma takılan bacağın paçasından yakalarsınız. Sarmadan kurtuluş zordur. Pehlivanı altınıza aldığınız zaman onu kazıklayıp kıpırdatmayacak olan oyun yalnız sarmadır. Sarmanın iki çeşittir: Bir ayakla sararsanız tek sarma, iki ayakla sararsanız çift sarma olur.

SARMAYI SÖKMEK

Sarmayı vurduğunuz taraftaki kolunuza dayanan rakibiniz, sarmayı taktığınız bacağınızın paçasından yakalayarak çeker ve sarmayı söker. Böylece rakip, sarmadan kurtulmuş olur.

SARMADAN KALKMAK   

Altta sarma vurulmuş durumdayken, sarmayı takanın sağ ayağını, kendi sağ kolunuzla dış taraftan sararak yakalayıp, sol kolunuzla kavradığınızda siz de rakibinizi sarmışsınız demektir. Bu durumda kuvvet almak için dizinizi yere dayarsanız ayağa kalkabilirsiniz.

SARMADAN KALKARKEN KALKANI BOZMAK   

Sarmaya aldığınız rakibiniz sarmadan kurtuluyor, siz de sırtındasınız. Boş olan elinizle paçasından yakalarsanız, sarmadan kalkış da bozulmuş olur.

CEZAYİR SARMASI
Bu sarma tam kalça üzerinden vurulan sarmadır. Bundan kurtulmak için üzerinize, kalçanızdan yüklenmiş olan rakibinizi, bir kıç kılçığı atarak önünüze düşürmeniz gerekir.

SARMADAN DÖNMEK
Rakibiniz sarmayı vurmuş alttasınız. Sarma takılan taraftaki kolunuzu, rakibinizin belinden aşırır, kasnağa takar, öteki ayağınızı da içeri doğru çekerek rakibinizin üzerine dönersiniz.

SARMADAN ÇEVİRMEK
Rakibiniz yere dayanıp kuvvet almasın diye yüklendiğiniz tarafın karşısındaki eli içeriden tutar, o yönde yüklenerek çevirirsiniz.

YASLANIP KOL İLE ÇEVİRMEK   
Rakibiniz altınızdayken, sol taraftan sarmayı vurduğunuzu düşünün. Sol kolunuzu, rakibin sol kolunun altından sokarak ensesinde sağ elinizle birleştirerek kilitler, öteki tarafa doğru çevirirsiniz.

KATIR YULARI BOYUNDURUK
Rakibinize boyunduruğu vurduktan sonra iki elinizi birden rakibinizin gırtlağına dolamaktır. Az yapılan bir oyundur. Boyunduruğa aldığınız rakibinizin üstüne de yüklenerek, önünüze doğru çekerek çökertirsiniz. Bunun adına ''boyundurukla bastırmak" derler.

TİLKİ KUYRUĞU
Siz üstteyken sarmayı bozarak kündeye geçeceksiniz. Alttaki rakip ellerinden birini ters kıvırarak sizin ya çenenizden yakalar yada omzunuzdan ve sonra yere doğru çeker. Amaç sizin kündenizi bozmaktır.

SAPAN SÜRMEK
Rakibiniz yüzüstüdür, bir veya iki ayak bileğinden yakalarsınız. Yahut bir paça kasnakla yerde sürersiniz ki buna sapan sürmesi derler.

KÖPEK KUYRUĞU
Sarmadan kurtulurken yapılır. Sarmayı taktığınız rakibiniz, altınızda dönerken, onun döndüğü taraftaki elinizle rakibin alnından, çenesinden veya gırtlağından karşılar ve sırtüstü edersiniz.

KAZ KANADI
Kaz kanadının iki şekli vardır: Tehlikeli bir oyundur. Rakibinizin başını sağ veya sol koltuğunuzun altına alır, ellerinizi de onun koltuklarının altından geçirir ve sırtında birleştirerek kilitlersiniz. Buna ön kaz kanadı denir. Bir de rakibinizi arkadan veya yan taraftan sarmışsınızdır. Yine ellerinizi onun koltukları altından geçirerek ensesinde kilitlersiniz. Buna da arka kaz kanadı denir.

GICIRI BÜKME
Gıcırı bükme bir oyun ismi değildir. Pazı kuvvetiyle ve rakibinize olan üstünlüğünüzle kabul ettirdiğiniz her harekete bu isim verilebilir.
Cihan Pehlivanı Aliço

Tertip Komitesi
Edirne Valiliği   

Anasayfa  |   Kel Aliço  |   Aliço Güreşleri  |  Baş Pehlivanlar  |   Yağlı Güreşler  |   Foto Album    |   Sponsor Firmalar  |   Görüşleriniz  |   SAYFA BAŞI
Öneri ve istek  |  Dosya gönderin!
| Anasayfam Yap | Favori Listeme Ekle | Tüm Hakkı İpsala Kaymakamlığına aittir.

Tasarım ve Kodlama { İpsala EBİTEFO Emrah MUTLUER }