Aliço Pehlivan | Edirne İpsala KoyunyeriAliço Köyü |
Aliço Pehlivan
       
  • Tarihçe
  • Kıspet
  • Zembil
  • Yağlanma
  • Müzik
  • Peşrev
  • Cazgır
  • Hakem
  • Başpehlivan
  • Ağa
  • Altın Kemer
Tarihçe
Gaddar Kel Aliço

Adalı Halil






















 

Tarih biliminin değişmeyen kuralı, her hangi bir tarihsel olayı incelerken, olayı, o günkü sosyal, siyasal, kültürel, ekonomik ve coğrafi koşullarla birlikte değerlendirmektir. Olayları bu koşullardan soyutlarsak veya günümüzdeki koşullarla değerlendirmeye kalkarsak yanılgıya düşeriz. Örneğin Türklerin Rumeli’ye yaptıkları ilk akınları, o yıllarda Bizans’ın ve Balkanların durumuyla Kırkpınar güreşlerinin tarihini de mutlaka Rumeli’nin fethi ile birlikte değerlendirmek gerekir. Bu nedenle Türklerin Rumeli’ye yaptıkları ilk akınlara geçmeden önce o yıllarda Bizans’ın ve Balkanlar’ın durumuna bir göz atalım.

TÜRKLERİN İLK AKINLARI SIRASINDA RUMELİDE DURUM

BİZANS’IN DURUMU

      Bu sırada Bizans İmparatorluğu eski önemini kaybetmiş ve toprak bakımından çok küçülmüştü. İmparatorluk Anadolu’da Üsküdar dışında bütün topraklarını Türklere kaptırmıştı. (Pelakanon Savaşı 1329).

      Balkan Yarımadası’nda ise İstanbul merkez olmak üzere Doğu ve Batı Trakyalar ile Selanik’e kadar uzanan sadece Makedonya topraklarının bir bölümü elinde kalmıştı.

      Bizans şehirlerini yöneten ve tekfur denen valiler merkezi dinlemiyorlar ve diledikleri gibi davranarak halkı ağır vergilerle eziyorlardı. Ayrıca Bizans’ta çıkan taht kavgaları sonunda halkın hiçbir can ve mal güvenliği kalmamıştı.

(Bizans İmparatorluğunda Osmanlılarda olduğu gibi veraset sistemi yoktu. Her İmparator da değiştiğinde ordu komutanlarından hangisi güçlü ise tahtı o ele geçirmeye kalkardı. Bu nedenle taht kavgaları eksik olmazdı. Bu durum en çok Türklerin işine yaramıştır.)

BALKANLARIN DURUMU
      Balkanlar siyasal birlikten yoksundu. Bulgar ve Sırp krallıklarıyla Eflak, Boğdan, Bosna, Hersek ve Arnavutluk Prenslikleri bulunuyordu. Bunlar arasında da sürekli mücadele vardı.

      XIII. yy'da Balkanlar kuzeyden Macar, güneyden Venedik baskısı altında bulunuyordu. Macar ve Venedik yayılma politikası, Balkan uluslarını zor durumda bırakıyordu. Balkanlarda halk kral ve prenslerin zulmü ve ağır vergiler altında eziliyordu. Din ve mezhep uğruna her yıl binlerce kişi acımasızca öldürülüyordu. Balkan halkı adeta Türk yönetimini ister hale gelmişti.

KIRKPINAR GÜREŞLERİNİN TARİHİ
      Osmanlı Devleti’nin gerçek kurucusu Orhan Beydir ( 1326- 1362). İlk düzenli devlet örgütü ( merkez ve taşra teşkilatı) Orhan Bey tarafından kurulmuştur.İlk düzenli ve sürekli ordu da onun tarafından kurulmuştur. Böylece Osmanlı Beyliği ilk kez Orhan Bey zamanında düzenli bir devlet durumuna gelmiştir.

      1345’te Balıkesir, Çanakkale, Bergama civarında kurulmuş olan Karesi Oğulları Beyliğinin ortadan kaldırılmasından sonra, Çanakkale Boğazı Osmanlıların denetimi altına girmiştir. Bu beyliğin ünlü komutanlarından Hacı İlbey, Evrenos Bey, Gazi Fazıl Bey, Ece Bey, Ece Yakup Beyler Osmanlı ordusunda görev almışlardır.

(Bu beylerin Rumeli’nin alınmasında büyük yararı dokunacaktır.)

      İleride kurulacak olan Osmanlı donanmasının çekirdeğini oluşturacak olan Karesi Donanması da Osmanlıların eline geçmiştir. Böylece Osmanlıların Rumeli’ye geçişi kolaylaşmıştır.

      Bundan sonra Orhan Bey genişleme politikasını Rumeli toprakları üzerinde yoğunlaştırmıştır. Bu sırada Bizans’ın durumu da buna uygundu. 1341 de Bizans İmparatoru III. Andranikos ölünce tahta çocuk yaşta olan V. Yuannes geçmiş, VII. Kantakuzenos da ona vasi olarak atanmıştı. Ancak Kantakuzenos’a karşı olanlar bunu kabul etmeyerek ayaklanmışlardı. Ayaklanmayı bastıramayan Kantakuzenos Orhan Bey’den yardım istemiştir. Orhan Bey 6000 (altı bin) kişilik bir kuvvet göndererek Kantakuzenos’un İstanbul’u ele geçirmesini sağlamıştır. Bu yardım amaçlı Rumeli’ye geçmeler sırasında Türk askerleri Rumeli topraklarını yakından görüp tanımışlardır.

      1349’da Sırpların Selanik’e saldırmaları üzerine Bizanslılar Orhan Bey’den tekrar yardım istemişlerdir. Orhan Bey oğlu Süleyman Paşa komutasında 10.000 kişilik bir kuvveti Rumeli’ye göndermiştir.

(Bazı kitaplarda, dergilerde ve gazetelerde yazıldığı gibi Süleyman Paşa Orhan Bey’in kardeşi değil oğludur. 1299’da Osman Bey Yar hisar ve Bilecik Kalelerini aldığı zaman Orhan Bey’i Yar hisar tekfurunun kızıyla evlendirmiştir. Nilüfer Hatun adı verilen bu hanımdan Rumeli Fatihi Süleyman Paşa ile I. Murat dünyaya gelmiştir. Bu hatunun adı Osmanlı kaynaklarında Nilüfer, Lülüfer veya Ulufer şeklinde kayıtlı olup bazı tarihçiler bu ismi Olivera, Holifera şeklinde okumaya çalışmışlardır. Nilüfer Hatun sonradan Bursa Ovası’ndan geçen bir çayın üzerine bir köprü yaptırdığından bu çaya Nilüfer Çayı adı verilmiştir.)

     İlk kez Rumeli’ye geçen Süleyman Paşa, Bizans kuvvetleriyle birleşerek Selanik’i Sırplardan kurtarmıştır. Bu olay Süleyman Paşa’nın büyük bir üne kavuşmasını sağlamıştır. Süleyman Paşa’nın Anadolu’ya dönmesinden sonra Kantakuzenos karşıtlarının Sırp ve Bulgarlarla birleşerek saldırıya geçmeleri üzerine Kantakuzenos Orhan Bey’de tekrar yardım istemek zorunda kalmıştır. Bu yardıma karşılık Gelibolu Yarımadası’nda bulunan Çimbi ( TZYMPE) kalesini vermeyi kabul etmiştir. 1352 yılı sonbaharında emrinde Evrenos Bey, Hacı İlbey, Gazi Fazıl Bey gibi eski Karesi Beyleri olduğu halde 10.000 kişilik bir kuvvetle Süleyman Paşa ikinci kez Rumeli’ye geçmiştir. V. Yuannes’in müttefikleri olan Sırplar ile Bulgarları Dimetoka önlerinde yenilgiye uğratan Süleyman Paşa Edirne iç kalesine sığınmış olan Kantakuzenos’un oğlu Mateos’u da kurtarmıştır. Bu arada V. Yuannes’in Süleyman Paşa ile anlaşma çabaları da sonuçsuz kalmıştır.

(1352 yılı sonbaharında Süleyman Paşa Edirne’ye ilk kez gelmiştir. Ancak halk arasında bilinen Kırkpınar güreşlerinin efsanevi tarihi( Kırk Gazinin aralarında yaptıkları güreş Hıdrellez günü (6 Mayıs) yapıldığı için bazı yazarların iddia ettiği gibi bu kez yapılması mümkün değildir.)

     Süleyman Paşa Çimbi Kalesi’ne bir miktar asker bıraktıktan sonra Biga’ya geri dönmüştür. 12 Mart 1354 tarihinde meydana gelen bir depremden sonra Gelibolu Kalesi başta olmak üzere Tekirdağ ( Rodosto)’ a kadar olan Marmara kıyılarını ele geçirmiştir. Yaptığı hatayı anlayan Kantakuzenos Süleyman Paşa’dan Türk ahali yerleştirilen yerlerden terkini istemiştir. Çimbi’nin terk edileceğini ancak barış yoluyla iskan edilen yerlerin terk edilemeyeceği yanıtına karşılık Kantakuzenos bir miktar para karşılığı Çimbi dahil bütün yerleri geri almıştır. Ertesi yıl (1355’de) Kantakuzenos’un tahttan çekilmesi ve oğlu Mateos’un V.Yuannes’e yenilmesinden sonra Osmanlılar ilk aldıkları yerleri yeniden ve kesin olarak ele geçirmek için harekete geçmişlerdir(1356-1357).

     Orhan Bey oğlu Süleyman Paşa’yı Rumeli’nin fethi ile görevlendirmiştir. 1356’da Bursa’da babasıyla görüşüp Edincik’e gelen Süleyman Paşa, Karesi Beyleri ile görüştükten ve Çanakkale Boğazı’na yapılan bir keşif hareketinden sonra, Kapudağ Yarımadası civarındaki Kemer(Görece)’den güçlü bir donanma ile Çimbi’ye (Gelibolu yakınlarında) geçmiştir.

(Avusturyalı tarihçi Hammer ve onun yararlandığı Osmanlı tarihçileri bu geçişi şu şekilde anlatmaktadırlar: Süleyman Paşa köselelerle birbirine bağlı ağaçlardan iki sal yaptırdı. Ertesi gece en dayanıklı silah arkadaşlarından otuz dokuz (39) kişi ile salın içine atladı. Maiyetinde , yine o salın içinde Kara -Hasan oğlu Kara-Ali , Akçakoca oğlu Balabancık bulunuyordu. Büyük bir olasılıkla Kırkpınar’ın efsanevî tarihini yaratacak olan Gazîler de bu salla karşı kıyıya geçmişlerdir. Öteki salda Hacı İlbey’i , Ece(Ace) Bey, Gazi Fazıl Bey , Evrenos vardı. Hisarın(Çimbi) önüne varınca, büyük bir gübrelik üstünden merdivenle duvarın yukarısına çıktılar. O sırada hasat ile meşgul olan ahali, tarlalara dağılmış oluğundan hisarı kolayca zaptettiler. Süleyman Paşa limandaki sandalları üç yüz askeri Çimbi’ye getirmek için hemen Asya kıyılarına göndermiştir. Üç gün sonra istihkamda(siperlerde) üç bin Osmanlı muhafızı bulunuyordu.(Bkz. Hammer’in Osmanlı Tarihi C.1 S. 180-181)

     Genellikle bu geçiş Türklerin Rumeli’ye ilk geçişi sayılırsa da yanlıştır. Rumeli’ye yeniden fakat kesin olarak geçiştir. Rumeli’ye yeniden fakat kesin olarak geçen Süleyman Paşa Çimbi’yi bir kez daha almıştır.

(Daha önce çeşitli gazete, dergi ve kitaplarda Kırkpınar ile ilgili yazılan yazılarda bu kale Domuz Hisarı olarak belirtilmişse de yanlıştır.)

     Bundan sonra bir dizi fetih hareketlerinde bulunan Süleyman Paşa, Bizanslı tarihçi Atinalı Hakakondiles (Halkakondiles)’in belirttiği gibi 1357’de geçici olarak Edirne’yi de ele geçirmiştir.

(Edirne 1362’de Orhan Bey’in ölümüne kadar Türklerin elinde kalmıştır. 1362’de Orhan Bey’in ölümü üzerine Edirne’de bulunan Murat Bey tahta çıkmak için Bursa’ya gidince, bundan yararlanan Bizanslılar Rumeli’de Edirne dahil Türklerin elinde bulunan bütün şehir ve kasabaları geri almışlardır (1362). I.Murat Anadolu’da devletin güvenliğini tekrar sağladıktan sonra tekrar Rumeli’ye geçerek fetih hareketlerine devam etmiş ve diğer şehir ve kasabalar gibi 1363’de Sazlıdere Savaşı’ndan sonra Edirne’yi de geri almıştır.( Bkz. Ord. Prof. Dr. Şahabettin Tekindağ Dünya Tarihi C.1 S.319).

     Bu nedenle Kırkpınar güreşlerinin halk arasında bilinen tarihi efsanevi güreşleri, yani kırk Gazi’nin (Yiğitin) aralarında yaptıkları güreş kesinlikle 6 Mayıs 1357’de yapılmıştır. Çünkü aynı yıl yani 1357’de Rumeli Fatihi Süleyman Paşa Bolayır ile Seyitkavağı arasında doğanı ile avlanırken atından düşerek ölmüştür. Bu yüzden başka bir tarihte yapılaması kesinlikle mümkün değildir.

     Süleyman Paşa’nın yerine Rumeli’nin fethiyle kardeşi Murat Bey (I. Murat ) görevlendirilmiştir. Murat Bey bugün Yunanistan topraklarında yer alan Kırkpınar Çayırında ağabeyi Süleyman Paşa ve kırk yiğidin anısına 06 Mayıs 1361 tarihinde ilk resmi Kırkpınar güreşlerini düzenlemiştir. Bundan sonra her yıl Hıdrellez günü Kırkpınar güreşlerinin yapılması bir gelenek haline gelmiştir. Savaşlar nedeniyle zaman zaman ara verilse de günümüze kadar ulaşan ve Dünya’da 644 yıldır süregelen tek geleneksel spor organizasyonu olma özelliğini korumaktadır.

      Bazı yazarlar Anadolu Selçuklularının zulmünden kaçan Türkmen Beylerinde Sarı Saltuk’un kendisine bağlı Türkmen boy ve oymaklarıyla birlikte 1264 yılında Rumeli’ye geçerek, Bizanslılar ile Bulgarlar arasındaki savaştan yararlanarak Edirne’yi ele geçirdiğini ve kırk yıl (1264-1304) süreyle Edirne’de hüküm sürdüğünü yazmaktadırlar. Gerçek bir Alp-Eren olan Sarı Saltuk Rumeli Türkleri arasında güreşçi olarak tanınmaktaydı. Osmanlılar’dan yüzyıl önce Edirne’yi alarak kırk yıl burada hüküm sürmüş olan Sarı Saltuk’un Edirne’ye 17km uzaklıkta bulunan Kırkpınar Çayırı’nda güreş yaptıran ilk Türk olduğunu yazan yazarlar da bulunmaktadır. Bu yazarlar Kırkpınar tarihini Sarı Saltuk ile başlatarak (1265- 2005), 2005 yılında 740. yağlı güreşlerin yapılması gerektiğini savunmaktadırlar. Bunun Kırkpınar’ın esprisine uyup uymadığı doğal olarak tartışma konusudur.

(Ali Ayağ eski Kırkpınar ağası ve Edirne Milletvekili, Kitabının adı: Türklerde spor geleneği ve Kırkpınar güreşleri. S. 75-76)

      1361’de başlayan Kırkpınar Güreşleri :

      1. 1828 – 1829 Osmanlı-Rus Savaşı nedeniyle Edirne Ruslar tarafından işgal edildiği için 1829 yılında yapılamamıştır.

      2. 1877-1878 Osmanlı Rus Savaşı nedeniyle (1878-1879-1880-1881) yıllarında yapılamamıştır.(1877 yılı, Rumî takvimde 1293 yılına denk geldiği için bu savaş halk arasında 93 Harbi olarak bilinir).

      3. 1912- 1913 Balkan Savaşları nedeniyle Edirne (16Mart 1913’ten 10 Temmuz 1913’e kadar) Bulgar işgalinde kaldığından 1913 Kırkpınar güreşleri yapılamamıştır.

      4. I. Dünya Savaşı nedeniyle (1914-1918) yılları arasında yapılamadığı gibi savaştan sonra Trakya Yunan işgalinde kaldığı için 1919- 1920-1921-1922 yılları arasında da yapılamamıştır.

      5. Türk ordusu 25 Kasım 1922’de Edirne’yi kurtardıktan sonra 1923 yılında Adalı Halil Pehlivan bugünkü Kırkpınar güreşlerinin yapıldığı Edirne Saray içi’nde sembolik bir güreş düzenlenmiş ve kendisi de bu güreşlerde güreşmiştir.

      6. Cumhuriyet tarihinin ilk Kırkpınar güreşleri Edirne Milli Eğitim Müdürü ve aynı zamanda Türk Ocağı başkanlığını da yapmakta olan İsmail Habib(Sevük)in öncülüğünde 30 Mayıs 1924’te Cuma günü Sarayiçi’nde yapılmıştır. Bundan sonra da her yıl Sarayiçi’nde yapıla gelmiştir.

      Kırkpınar güreşleri 1928 yılına kadar ağalar tarafından düzenlenmiştir. Ancak 1929’da bütün dünyada meydana gelen ekonomik bunalım doğal olarak ülkemizi de etkilediğinden, ağalığa istekli kişi çıkmayınca güreşlerin organizasyonu Kızılay ve Çocuk Esirgeme Kurumu tarafından üstlenilmiştir.

      1946 yılından itibaren ise Tarihi Kırkpınar güreşleri Edirne Belediyesince düzenlenmeye başlanmıştır.

      Halis Erdem
      10 Temmuz 2005
      Emekli Tarih Öğretmeni&Eski Güreşçi

Kıspet
Kispet

     Yağlı güreş yapan sporcunun malzemesi, dana, malak veya manda derisinden yapılmış işte bu kısbettir. Kısbetin bel kısmı hemen hemen dört parmak genişliğinde ve kalın olur. iç bölümünü daha da kalınlaştıran pehlivanlara raslanır. Bunun içinden uçkur yerine kalıp ip geçirilir. Bu bölüme "kasnak" denir. Kısbetin diz kapağının altına gelen bölüme "paça" denir. Paça ile etin arasına "paçabend" tabir edilen keçe konur, deri keçenin üzerine çekilir. Bunun da üzeri sicimle bağlanır. Paçanın böylesine sıkı bağlanmasının sebebi bu kısımdan çok oyun çıkmasından dolayıdır.

     Parmakların paçaya geçmemesi için paça bağlamak çok önemlidir. Yağlı güreşte paçayı kaptıran pehlivanlaıa boyunduruk vurma hakkının tanınması buradan gelir. Pehlivan, paçayı bırakınca usul gereği kollarını yana açarak paçayı bıraktığını ilan eder ve o zaman da boyunduruğun çözülmesi icabeder. Paçası bırakıldığı halde rakibine vurduğu boyunduruğu çözmeyen pehlivan iyi karşılanmaz. Aynı zamanda kule ve meydan hakemlerince müsabaka durdurulur, boyunduruk çözdürülür.

            Kısbet, Kur'an-ı Kerimin hükümlerine göre, erkeklerin göbekle dizler arasında kalan kısımları mahrem olduğundan bu bölümleri örtecek şekilde yapılır. Kısbet, iki bölümdür. Mayonun altı gibi vücudu saran kısım ve paça olmak üzere ikiye ayrılan bu yağlı güreş malzemesinin üst tarafı üç kat deridendir. Arasına da ince kösele konur. Beli saran bölüme "kasnak" veya "paşkavz"denir. Burada beli sarması için kısbete "urgan", kalın ip takılmıştır. Urganla sıkılan kısbetin kasnağından oyun almak, pehlivanı zaptetmek güçtür. Paçalar, baldırlara kadar tek kat deriden yapılır. Baldırı saran "şiraze" kısmı, çift kat deridir ve burayı bağlamak için "keçebencler sarılır. Bir de mayo bölümü deriden, paçaları branda bezinden yapılmış bir tür kısbet vardır ki, buna "pırpıt" denir. Okkasız pehlivanlar hafif olduklarından keçi derisinden yapılma "pırpıtı" tercih ederler. Ancak, Kırkpınar'da pırpıt, branda bezi veya kottan yapılma kısbetle güreşmek yasak olmasına rağmen, son yıllarda buna da izin verildiği görülmektedir.

KispetGeçmiş yıllarda bir pehlivanın kısbet giymesi önemli olay sayılır ve bunun için tören yapılırdı. Pehlivanlıkta pişmeyen güreşçilerin kısbet giymeğe hakları olamazdı. Bir genç pehlivanın ne zaman kısbet giyeceğini ustası tayin ederdi. Kısbet giyme töreni sırasında eski pehlivanlar, seyirciler, pehlivanın hısım-akrabası da bulunurdu. Genç pehlivan, ustasının ve diğer yaşlı sporcuların ellerini öper, bir akranlarıyla da gösteri güreşi yapardı. Bu tören sırasında misafirleri genç pehlivanın ailesi ağırlardı. Törelere göre kısbet ayağa geçirilmeden önce iki rekat namaz kılınırdı. Pehlivanlardan biri Hazreti Hamza'nın ruhuna "fatiha" okurdu. Kısbet giyilirken, besmele çekilir, kısbetin kasnak tarafı öpülür, alna konur, önce sağ, sonra sol paçadan kısbet ayağa geçirilirdi. Yine törelere göre kısbet giyme töreninde yağ kazanının veya ibriğinin içine bir miktar gülsuyu dökülürdü. ,

     Eski pehlivanlar genellikle "manda derisinden" yapılma kısbet giyerlerdi. Koca Yusuf, Kurtdereli, Adalı Halil, Kara Ahmet gibi tanınmış pehlivanlardan önce ve bu kuşağa kadar kısbet için manda derisi daha makbuldü. Manda derisinden yapılmış bir kısbet yağı çekince oniki-onüç kilo kadar olurdu. 1963 yılından itibaren manda derisinden yapılma kısbet giyme alışkanlığı ortadan kalkmış, dana derisinden mamul ve vidala denilen deriden meydana getirilen kısbetler revaç bulur olmuştur. Bunun önemli sebeplerinden biri kiloları yüzyirmiyi aşan pehlivan neslinin azalmış,hatta tamamen ortadan kalkmış olmasıdır. Vidalardan yapılma bir başpehlivan kısbeti yağlandığında üç kilo kadar çekmektedir.Böylece pehlivanlar müsabakalarını da daha rahat atmaktadırlar. Çünkü, karşılarında devasa kuvvete sahip bir rakip olmayacağına göre oniki-onüç kiloluk manda derisinden yapılma kısbet yaptırıp giymeğe gerek kalmamıştır.

     Bir kısbette tam elli beş mere el dikişi bulunur. Bir kısbet, otuzbeş kırk parçadan meydana gelir. Dikişi, "biz" denilen bir iğne ile yapılır. Kesim işine önce paçalardan başlanır. Ismarlanan beden numarasına göre kesilen parçalar, sonra çirişle yapıştırılır. Bugün çirişin yerine Japon yapıştırıcılarını tercih eden ustalar olabilir? Çirişle yapıştırılan parçalar kalıplanır. Kalıp muamelesi iki-üç saat kadar sürer, daha sonra dikişe geçilir. Bazı pehlivanlar kısbetlerinin arkasına kendi adlarını yazdırırlar. Kısbetinin arkasına "ayna koyan" ve "aynalı pehlivan" olarak anılan sporcular da görülmüştür. Yağlı güreşin en önemli malzemesi olan kısbetin bir numaralı düşmanı "su"dur. Müsabakalardan sonra "zembil'e yerleştirilecek olan kısbetlerin mutlaka temizlenerek yeniden yağlanması gerekir.

Zembil
Zembil

     Kısbet muhafazasına "zembil" denir. Zembil, sazdan örülü bir tür torbadır. Zembil elde bir yöreden diğerine giden bir pehlivan, bir güreş kovalamakta olduğunu veya bir güreşten geldiğini işaret etmiş olurdu. Sadece güreş kovalayan ve başka  sanatı bulunmayan  ayrıca çiftçilik de yapmadığı gibi müsabakalarda ödül temin edemeyecek kadar pehlivanlıkları bulunmayanları yermek için "Atın aptalı rahvan, insanın aptalı pehlivan" tabiri söylenir olmuştur.

     Büyük pehlivanların zembillerini yanlarındaki çırakları taşırlardı. "Zembili duvara asmak" tabiri güreşe vedaya işaretti. Kendilerinde pehlivanlık izleri görülmeyen gençlere ustalan zembillerini taşıtmaz, yanlarına bile almazlardı. Bir çırak, ilerde ustasının ününü yaşatabilecek çapta olmalıydı. Şart buydu. Bir usta kendisine mahsus oyunların ancak çırak olarak seçtiği pehlivanlara belletirdi. Türk güreşinde usta-çırak sistemi asırlar boyu devam edegeten bir töreydi.

    Koca Yusuf'u, Pomak Osman (Pamukçulu Osman veya Kel ismail), Kara Ahmet'i, Hergeleci ibrahim, Hergeleci ibrahim'i, Torlak Deli Hafız. Çolak Molla'yı, Suyolcu Mehmet Pehlivan, Suyolcu Mehmet Pehlivanı Yörük Ali, Kolaylı Hüseyin Yener'i, Hilyazlı Omer Pehlivan, Kolaylı Sadık Esen'i, Kolaylı Hüseyin Yener Pehlivan, Adalı Halil'i, Kel Aliço, Kurtdereli'yi Adapazarlı Cinci Hoca ve en nihayet Yaşar Doğu'yu da Samsunlu Sami Aker yetiştirmişlerdir.

   Güreşimizde usta-çırak geleneği önemini kaybedince büyük pehlivanlar yetişmez olmuştur.

Yağlanma
Zembil

     Güreş esnasında vücudun kavranması güç olsun diye pehlivanlar zeytinyağ ile yağlanmaktadır. Er  Meydanınnda güçlerini denemeğe karar vererek soyunup kısbet giyen pehlivanlar, içleri yağ ve su  doldurulmuş kazanlarda yağlanırlar. Yağlanırken önce sağ elle sol omuza, göğüse, kol ve kısbete yağ  sürülür. Sonra sol elle aynı şey yapılır. Pehlivanlar kazan başında birbirlerinin sırtını da yağlarlar.

 Kapışma sırasında yağlanmak ihtiyacını duyan sporcular, ellerinde ibrikle meydanda dolaşmakta olan  yağcılardan yağ isteyebilirler. Ancak, yağa, beze gitmek için  rakibin izin vermesi töreler gereğidir. Müsabaka kızışmışsa  ve bir pehlivanın biri zaman çelmek, dinlenmek için yağı,  suyu bahane ediyorsa, rakibi haklı olarak buna karşı  çıkabilir ve kozunu paylaşmakta olduğu sporcuya izin  vermez. Bu hakka sahiptir de.

Kırkpınar'da yağ ibrikçisi, su ibrikçisi (sucu), davul ve zurnacı, pehlivanı, ağası, geçmiş günlerde giyim kuşamlarından bir bakışta anlaşılırdı. Zamanla giyim-kuşamda pekçok değişiklikler yapıldı. Meydan hakemleri birara sporcuların giydikleri eşofmanla sahaya çıkar oldular, tetikçilerle bezciler (bezici) de "izci" gibi giyindiler.

Davul Zurna

      Davul ve zurna ekipleri er meydanındaki yağ ve su kazanlarının hemen hizasında ve biraz yanda çalışırlar. Kırkpınar'da davul ve zurnacılar, açık arttırma ile bu görevi alırlar. Dünyada yağlı güreş gibi müzikle yapılan spor yarışması yok denecek kadar azdır. Son yıllarda ritmik timnastikle, buz pateni gibi gösteriler de müzik eşliğinde düzenlenmektedir; Özbekler de yine müzik eşliğinde güreşirler.

Davul Zurna     Davul ve zurnacılar, atalarımızdan bizlere yadigar kalan pehlivanlık ve cenk havalan ile, hem seyircileri hem de pehlivanları coştururlar. Pehlivanlardan biri yenici bir oyuna girdiği zaman tempoyu hızlandırırlar ve böylece hem sporculara hız vermeğe çalışır, hem de seyircileri heyecana büründürürler. Bu hızlı tempoya "cangarbı" adı verilir, işte bundan sonra zurnacılar tiz bir sesle bunu ilan ederler. Ardından tempo yine yavaşlatılır. Mehter lisanı ile bir davul ve bir zurnadan meydana gele bu gruba "kat" denir. Kırkpınarda her yıl 15 "kat" davul ve zuma ekibi görev yapar.


     Dünyada en güzel davul-zuma Kırkpınar güreşleri sırasında çalınır. Meşhur zurnacı Emin de Er Meydanı'nda kendisini tanıtmış bir müzisyendi. Zurnacı Emin, burnunun tek deliğiyle görevini yapardı. Çünkü, diğer deliğinde kocaman bir et parçası olduğu görülürdü.

     Zurnacı Emin'den sonra Kırkpınar'da zurna çalarak nam salan müzisyenlerin başında Osman Zurnayı sayabiliriz. Osman Zuma, ekip başı olarak çalışırdı. Oğlu Faris de şimdi babasının yolunda yürümektedir. Bu çalgıcılar kendilerine "esmer vatandaş" denilmesinden çok şikayetçidirler. Onlar kendilerini "dağlı" olarak kabul ederler. "Biz, dağlıyız" derler.

     Davul ve zurnacılar, güreşi de çok iyi bilirler. Kırkpınar tarihinde davul ve zurna çalarken er meydanındaki güreşçilerden birine "işaret" verdikleri öne sürülen ekipler vardır.

     Meşhur Kel Aliço, Kırkpınar'da görevli müzisyenleri pek yakından tanır, onlar da kendisini çok severler, bu yüzden müsabaka sırasında Aliço'ya davul ve zurna ile karşılaşmakta olduğu rakibinin zayıf taraflarını anlatırlarmış. Aliço da davul-zurnanın dilinden iyi anlar ve rakiplerini mağlup ederken bu ekibin verdiği "kopya"dan da faydalanırmış.

     Müzisyenler, boyaları kendilerine benzeyen pehlivanları sever ve tutarlar. Samsunlu ibrahim Karabacak, izmirli Göçmen Kara Ali ve Karamürselli Aydın Demir'le Ordulu Mustafa Bük, Kırkpınar'da pehlivanlarla halkı coşturan müzisyenlerin sevdiği sporculardandı.

     Türkler, Milattan önce 400 yıllarında da davul ve zurna çalmaktaydı. İslamiyetin kabulünden önce davulun adı "lümrük" zurnanın adı ise "yırağ'dı

      Orhun Yazıtları ile Kaşgariı Mahmut'un Arapça açıklamalı Türkçe "Lügatlan Divanı" eserinde bu iddialar doğrulanmaktadır. Bunların yanında Fars ve Çin kaynakları ile Farabi ve Harezmi gibi bilginlerin musiki üzerine olan yazıları bizlere bu gerçeği anlatmaktadır.

     Süleyman Peygamber zamanında da, günümüzden 5.000 yıl kadar önce Yahudiler, zurnayı bilip çalmaktaydılar. Yahudi tapınaklarında çalışan zurnanın adı "halil"di.

Peşrev

     PeşrevGüreşin başlangıcı ve güreşe hazırlıktır. Ahenkli ve mevzulu bir biçimde güreşe ısınma hareketi olarak bilinen peşrev seyircilerin göz zevkini okşamasının yanında pehlivanın moralini yükseltir. Pehlivan peşrevle, kaslarını, nefsini, kalbini  ve beynini başlayacak olan güreşe hazırlar.

Güreşmek üzere çayıra çıkan pehlivanlar ahenkli bir şekilde ellerini ve kollarını sallayarak peşreve başlarlar. Peşrevde üç kez ileri üç kez de geri gidişten sonra yere sol diz ile çökülerek önce sağ el yere, dize, dudağa ve alına üç defa değdirilir.

Bu merasim bitikten sonra sıçrayarak “Hadi bre” pehlivan diye nara atılır. Karşılıklı gidiş ve gelişten sonra rakibin paçaları yoklanır, sırtı sıvazlanır, enseler bağlanır, eller tutuşur ve böylece güreşe girilmiş olur.

Cazgır

Peşrev

     Çayırda güreşecek olan pehlivanların adlarına, lakaplarını, oyunları seyircilere anlatan kişidir. Genellikle eski pehlivanlardan olan cazgırlar güreşecek pehlivanları bütün özellikleriyle halka anlatır ve dualarla pehlivanları meydana sürer. Bu merasimden sonra pehlivanlar da halka doğru yürüyerek güreş için hazırlığa başlarlar. Buna yağlı güreşte “çıkış” adı verilir. Cazgırın çeşitli duaları vardır. Pehlivanlar için olan dua şudur;

Cazgır Duası

Hoş geldiniz, sefâ geldiniz erler meydanına!

Şeref verdiniz, zümrüt kırkpınar’a!

Besmele ile, kispetleri çektiniz ince bele.

Okudunuz, üflediniz hazret-i pîr’e.

Söğüt dalından odun olmaz!

Moskof kızından kadın olmaz!

Her ananın doğurduğundan pehlivan olmaz!

hey! heeeeey!

Allah Allah illallah.

Hayırlar gele inşallâh.

Pîrimiz Hamza Pehlivan.

Aslımız, neslimiz, pehlivan.

İki yiğit çıkmış meydana,

İkisi de birbirinden merdâne.

Alta geldim, diye erinme,

Üste çıktım, diye sevinme.

Alta gelirsen apış,

Üste çıkarsan yapış.

Vur sarmayı kündeden at.

Gönder Muhammed’e salavat.

Seğirttim gittim pınara.

Allah ikinizin de işini onara!...

Hakem
Hakem

   Yağlı güreşin ilk zamanlarında birkaç eski pehlivan, köy ağaları veya güreşlerden anlayan birkaç kişi kurallara aykırı iş yapılmasın diye güreş meydanının bir köşesine oturur güreşleri kontrol ederdi. Bu gün ise kuralları uygulayan hakem heyetleri oluşturulmuştur.

 

Baş Pehlivan

Gaddar Kel Aliço

 

    Kırkpınar’ın en büyük ödülünü alan ve başpehlivan güreşlerinde birinci olan güreşçidir. Bu ünvanı elde eden pehlivan 1 yıl için Türkiye’nin başpehlivanı olur ve altın kemer ile ödüllendirilir.

Üst üste üç yıl başpehlivanlığı kazanan güreşçi, altın kemerin de sahibi olur.

Ağalar

Gaddar Kel Aliço

 

    Kırkpınar güreşlerinin en temel öğelerinden biri ağalık müessesesidir. Önceleri pehlivanları güreşe çağıran, yarışmaları düzenleyen, gelen konukları ağırlayan, yemek ve yatacak yerlerini temin eden, örf ve adetlere uygun olarak güreşlerin yapılmasını sağlayan, ödüller veren Kırkpınar Ağasıymış. Ancak şimdi ağanın saydığımız bu faaliyetlerinden büyük bir bölümü Edirne Belediyesi’nce karşılanmaktadır.

Bu güne kadar Kırkpınar Ağalığı yapanların listesi aşağıdadır. Sıralama alfabeti yapılmıştır.

ADI SOYADI
ÜNVANI
ADI SOYADI
ÜNVANI
Abdülkadir Sarı Alemdar Güreş Ağası İsmail Besli Şarköy Ağası
Adem Şahin 1998-1999 Lalapaşa Ağası İzzet Güneş 1999 Balıkesir Kurtdere Ağası
Ahmat Kesebir Çerkez Müsellim Ağası Levent Diktaş Çorlu Ağası
Ahmet demiröz Güreş Ağası Mehmet Can Silivri Ağası
Ali Özyurt Avcılar Ağası Mehmet Diktaş Çorlu Ağası
Alper Yazoğlu 1991-92-93 Kırkpınar Ağası Meliha Okumuş Kartal Ağası
Asip Şen Zeytinburnu Ağası Mesut İşlek Çerkezköy Ağası
Atilla Tunca Alpullu Ağası Mithat Ergöz Çatalça Çiftlikköy Ağası
Aydın İşlek Türkmenköy Güreş Ağası Murat Köse 1990 Kırkpınar Ağası
Ayhan Sezer 1998-99 Kırkpınar Ağası Mustafa Saruhan Kırkpınar Güreş Ağası
Bilal Günday KaraHalil Ağası Mustafa Yamak B.Mandıra Güreş Ağası
davut Oruçoğlu Ömerli Güreş Ağası Mümin Özkan Söke Ağası
Emin Başaran İpsala Ağası Necmi Yıldız Kavaklı Ağası
Emin Doğansoy Kırkpınar Ağası Nedim Özel Kepez Güreş Ağası
Emrullah Doğu Devletli Ağaçköyü Ağası Nurettin Turhan Bahçelievler Ağası
Enver Kaplan Bahçelievler Ağası Osman Şansal Güreş Fed. Bşk. Çatal Murat Bey Ağa.
Fatih Okumuş Kartal Ağası Özer Yüce Samandıra ve Fevzite Güreş Ağası
Fetih Özver Malkara Ağası Rasim Özlem Hayrabolu Ağası
Fevzi Fıçıcı 1994-95-96 Kağıthane Ağası Reşit Alakaş Ecialan köyü Güreş Ağası
Gazenfer Bilge 1967-68 Kırkpınar Ağası Salih Yaman Kağıthane Güreş Ağası
Güven Kabakçı Balıkesir 6 Eylül Ağası Salih Yerlikaya Ertuğrulköy Ağası
Halil Durna 1991-92-93 Kağıthane Ağası Selami Tuncel Lalapaşa Güreş Ağası
Halil Sayı Tekirdağ Ağası Tahsin Albayrak Gümüşkaya Ağası
Hasan Akalın 1997 İpsala Güreş Ağası Tahsin Keskin Sinanlı Ağası
Hasan Koç Çatalca Dursunköy Ağası Tuncer Aydın Söğütlü Ağası
Hüseyin Akkanat Söke Özbaşı Güreş Ağası Veli Yükseloğlu Güreş Ağası
Hüseyin Aksöz Samandıra Ağası Yılmaz Dilber Çatalca Ağası
Hüseyin Boz Çavuşköy Güreş Ağası Yüksel Gürer Hadımköy Ağası
Hüseyin Çanakçı Sanayi spor Güreş Ağası Zeki Akpak Ortaköy Ağası
Hüseyin Girgin Kel Aliço Köyü Ağası Sıralama Alfabetik Yapılmıştır.
Hüseyin Kara KaraHalil Güreş Ağası
İhsan Kademoğlu Karamürsel Güreş Ağası
Altın Kemer

Gaddar Kel Aliço

 

    Altın Kemer

Kırkpınar başpehlivanına verilen, Kırkpınar'ın en büyük ödülüdür. Kırkpınar'da başpehlivan olan güreşçi 1 yıl süreyle altın kemerin sahibi olur.

Ancak aralıksız üç yıl arka arkaya başpehlivan olan güreşçi altın kemerin sürekli sahibi olur.

Zamanımızda Altın Kemer'ler Belediyelerce yaptırılmaktadır.

Cihan Pehlivanı Aliço

Tertip Komitesi
Edirne Valiliği   

Anasayfa  |   Kel Aliço  |   Aliço Güreşleri  |  Baş Pehlivanlar  |   Yağlı Güreşler  |   Foto Album    |   Sponsor Firmalar  |   Görüşleriniz  |   SAYFA BAŞI
Öneri ve istek  |  Dosya gönderin!
| Anasayfam Yap | Favori Listeme Ekle | Tüm Hakkı İpsala Kaymakamlığına aittir.

Tasarım ve Kodlama { İpsala EBİTEFO Emrah MUTLUER }